En çok kullanılan 500 İngilizce kelime
Her kelime resmi, doğal telaffuzu ve Türkçe çevirili bir örnek cümleyle. Kelimeyi ya da cümleyi dinlemek için hoparlöre dokun.
Bu 500 kelimeyi uygulamada öğren
Resimli, doğal telaffuzlu kartlar; her kelime tam unutmak üzereyken yeniden karşına çıkar. iPhone ve Android için ücretsiz.
Bu liste nasıl sıralandı?
Liste, Flashcardly İngilizce kursunun sırasını izler: sıklığa ve günlük hayattaki faydasına göre, dil öğretmenlerinin katkısıyla. Ham bir derlem sayımı değildir; bu yüzden listenin başı “ve”, “bir” gibi küçük kelimelerin karşılıklarıyla dolmaz, “adam” ise 13. sırada yer alır.
Liste
Dinlemek için bir resme dokun.
Kelime 1–100
-
Hello MerhabaHello, how are you? Merhaba, nasılsın?
-
Welcome hoş geldinizWelcome to our home. Evimize hoş geldiniz.
-
Good morning GünaydınGood morning! Günaydın!
-
yes evetYes, I understand. Evet, anlıyorum.
-
Good evening İyi akşamlarGood evening! İyi akşamlar!
-
no hayırShe said no. Hayır dedi.
-
Goodbye Hoşça kalGoodbye, Anna! Hoşça kal, Anna!
-
Good afternoon TünaydınGood afternoon! Tünaydın!
-
See you soon Yakında görüşürüzSee you soon, Mia! Yakında görüşürüz, Mia!
-
See you tomorrow Yarın görüşürüzSee you tomorrow! Yarın görüşürüz!
-
Nice to meet you Memnun oldumNice to meet you too! Ben de memnun oldum!
-
How are you? Nasılsın?How are you today? Bugün nasılsın?
-
man adamThe man reads the book. Adam kitabı okuyor.
-
woman kadınThe woman wears a hat. Kadın şapka takıyor.
-
boy erkek çocukThe boy plays with toys. Erkek çocuk oyuncaklarla oynuyor.
-
girl kızThe girl has a ball. Kızın bir topu var.
-
person kişiHe is a nice person. O iyi bir kişi.
-
people insanlarThe people are very happy. İnsanlar çok mutlu.
-
adult yetişkinI am an adult. Ben bir yetişkinim.
-
baby bebekThe baby needs milk. Bebeğin süte ihtiyacı var.
-
Mr BayMr. Smith likes to read books. Bay Smith kitap okumayı sever.
-
Mrs BayanMrs. Smith is a teacher. Bayan Smith bir öğretmen.
-
neighbor komşuMy neighbor is very friendly. Komşum çok cana yakın.
-
friend arkadaşMy friend likes to read books. Arkadaşım kitap okumayı sever.
-
today bugünToday is a good day. Bugün güzel bir gün.
-
tomorrow yarınTomorrow is a new day. Yarın yeni bir gün.
-
yesterday dünI saw her yesterday. Onu dün gördüm.
-
now şimdiHe wants it now. Onu şimdi istiyor.
-
afternoon öğleden sonraI like the afternoon. Öğleden sonrayı severim.
-
evening akşamThe evening is quiet. Akşam sessiz.
-
minute dakikaWe need five minutes. Beş dakikaya ihtiyacımız var.
-
morning sabahI eat breakfast in the morning. Sabah kahvaltı yaparım.
-
later sonraI will do it later. Onu sonra yapacağım.
-
early erkenShe wakes up early. O erken uyanır.
-
late geçHe is often late. O sık sık geç kalır.
-
hour saatThe class lasts one hour. Ders bir saat sürüyor.
-
What's your name? Adın ne?What's your name? Adın ne?
-
My name is Benim adımMy name is Emily. Benim adım Emily.
-
Where are you from? NerelisinWhere are you from? Nerelisin?
-
I'm from AlmanyalıyımI'm from Germany. Ben Almanyalıyım.
-
Where do you live? Nerede yaşıyorsun?Where do you live? Nerede yaşıyorsun?
-
I live in ...'da yaşıyorumI live in Japan. Japonya'da yaşıyorum.
-
What languages do you speak? Hangi dilleri konuşuyorsun?What languages do you speak? Hangi dilleri konuşuyorsun?
-
I speak konuşuyorumI speak English well. İngilizceyi iyi konuşuyorum.
-
I speak a little Biraz konuşuyorumI speak a little French. Fransızca biraz konuşuyorum.
-
Where were you born Nerede doğdunWhere were you born? Nerede doğdun?
-
What's your surname? Soyadın ne?What's your surname? Soyadın ne?
-
This is my friend Bu arkadaşımThis is my friend Lisa. Bu arkadaşım Lisa.
-
make yapmakI make good coffee. Güzel kahve yaparım.
-
get almakHe got a present. O bir hediye aldı.
-
have sahip olmakEmma has a car. Emma bir arabaya sahip.
-
eat yemekThey are eating apples. Onlar elma yiyorlar.
-
drink içmekDo you drink coffee? Kahve içer misin?
-
sleep uyumakI want to sleep now. Şimdi uyumak istiyorum.
-
see görmekCan you see the house? Evi görebiliyor musun?
-
look at bakmakAdam likes to look at pictures. Adam resimlere bakmayı sever.
-
read okumakThe student reads books. Öğrenci kitap okur.
-
open açmakShe opens the window. O, pencereyi açıyor.
-
close kapatmakI close the door. Kapıyı kapatıyorum.
-
come gelmekYou come here every day. Buraya her gün geliyorsun.
-
Please. LütfenPlease open the door. Lütfen kapıyı açın.
-
Thank you. Teşekkür ederimThank you for your help. Yardımın için teşekkür ederim.
-
You're welcome. Rica ederimYou're welcome. Rica ederim.
-
Excuse me. AffedersinizExcuse me, I need help. Affedersiniz, yardıma ihtiyacım var.
-
Sorry. Özür dilerimI am sorry. Özür dilerim.
-
Could you help me? Bana yardım edebilir misin?Could you help me? Bana yardım edebilir misin?
-
Could you please repeat? Tekrar edebilir misin lütfen?Could you please repeat that? Onu tekrar edebilir misin lütfen?
-
Could you speak more slowly? Daha yavaş konuşabilir misin?Could you speak more slowly? Daha yavaş konuşabilir misin?
-
Could I have ... please? ... alabilir miyim lütfen?Could I have water please? Su alabilir miyim lütfen?
-
I'd like ... istiyorumI'd like some more tea. Biraz daha çay istiyorum.
-
May I...? alabilir miyimMay I have some water? Biraz su alabilir miyim?
-
Is it okay if...? Sakıncası var mı?Is it okay if I sit? Oturmamın sakıncası var mı?
-
zero sıfırZero is less than one. Sıfır birden küçüktür.
-
one birI have one apple. Bir elmam var.
-
two ikiThere are two cats. İki kedi var.
-
three üçNo, three is too much. Hayır, üç çok fazla.
-
four dörtGive me four, please. Bana dört tane ver, lütfen.
-
five beşI have five dogs. Beş köpeğim var.
-
six altıHe came with six friends. Altı arkadaşıyla geldi.
-
seven yediI am running seven kilometers. Yedi kilometre koşuyorum.
-
eight sekizA spider has eight legs. Bir örümceğin sekiz bacağı vardır.
-
nine dokuzNine is my lucky number. Dokuz benim uğurlu sayımdır.
-
ten onWe have ten fingers. On parmağımız var.
-
plus artıTwo plus two is four. İki artı iki dört eder.
-
I don't understand. AnlamıyorumI don't understand. Anlamıyorum.
-
Could you repeat that please? Tekrar edebilir misin lütfen?Could you repeat that please? Tekrar edebilir misin lütfen?
-
More slowly please. Daha yavaş lütfenMore slowly please. Daha yavaş lütfen.
-
What does that mean? Bu ne demek?What does that mean? Bu ne demek?
-
How do you say that in ...? nasıl denir?How do you say that in Spanish? Bu İspanyolcada nasıl denir?
-
How do you spell that? Bunu nasıl hecelersin?How do you spell that? Bunu nasıl hecelersin?
-
Can you write it down? Bunu yazabilir misin?Can you write it down, please? Bunu yazabilir misin, lütfen?
-
Can you show me? Bana gösterebilir misin?Can you show me the photo? Fotoğrafı bana gösterebilir misin?
-
Do you speak ...? ... konuşuyor musun?Do you speak English? İngilizce konuşuyor musun?
-
Just a moment please. Bir dakika lütfenJust a moment please. Bir dakika lütfen.
-
I think so. Öyle düşünüyorumI think so too. Ben de öyle düşünüyorum.
-
I don't know. BilmiyorumI don't know. Bilmiyorum.
-
this buThis is my red car. Bu benim kırmızı arabam.
-
that oThat dog is very friendly. O köpek çok arkadaş canlısı.
-
here buradaI like being here. Burada olmayı seviyorum.
-
there oradaWe meet there after work. İşten sonra orada buluşuruz.
Kelime 101–200
-
another başka birHe wants another piece of cake. Başka bir dilim pasta istiyor.
-
same aynıWe wear the same blue shirt. Aynı mavi gömleği giyiyoruz.
-
these bunlarThese apples are ready to eat. Bunlar yemeye hazır.
-
those oThose cookies look very good. O kurabiyeler çok güzel görünüyor.
-
right here tam buradaThe keys are right here. Anahtarlar tam burada.
-
over there oradaMy shoes are over there. Ayakkabılarım orada.
-
on top of üstündeThe cat is on top of the table. Kedi masanın üstünde.
-
underneath altındaThe dog is underneath the table. Köpek masanın altında.
-
How's it going? Nasıl gidiyor?How's it going? Nasıl gidiyor?
-
Long time no see. Görüşmeyeli uzun zaman olduLong time no see. Görüşmeyeli uzun zaman oldu.
-
What do you enjoy? Nelerden hoşlanırsın?What do you enjoy? Nelerden hoşlanırsın?
-
What are you up to? Neler yapıyorsun?What are you up to now? Şu an neler yapıyorsun?
-
Have a nice day. İyi günlerHave a nice day, John! İyi günler, John!
-
Take care. Kendine iyi bakTake care. See you tomorrow. Kendine iyi bak. Yarın görüşürüz.
-
Good luck! Bol şanslarGood luck! I believe in you! Bol şanslar! Sana inanıyorum!
-
Congratulations! TebriklerCongratulations! You finished the hard work. Tebrikler! Zor işi bitirdin.
-
Cheers! Şerefe!Cheers! Şerefe!
-
No problem. Sorun değil.No problem, I can help you. Sorun değil, sana yardım edebilirim.
-
Don't worry. Merak etmeDon't worry, it will be okay. Merak etme, her şey iyi olacak.
-
Sounds good. Kulağa hoş geliyorSounds good to me, thanks! Kulağa hoş geliyor, teşekkürler!
-
know bilmekYou know the answer now. Cevabı şimdi biliyorsun.
-
ask sormakYou can ask your brother. Erkek kardeşine sorabilirsin.
-
hear duymakCan you hear that sound? O sesi duyabiliyor musun?
-
learn öğrenmekYou learn something new everyday. Her gün yeni bir şey öğrenirsin.
-
talk with konuşmakDo you like talking with your friends? Arkadaşlarınla konuşmayı sever misin?
-
say demekI want to say something. Bir şey demek istiyorum.
-
choose seçmekYou choose your favorite color. En sevdiğin rengi seçersin.
-
write yazmakThe students write a story. Öğrenciler bir hikaye yazıyor.
-
call aramakI am going to call you. Seni arayacağım.
-
listen to dinlemekI listen to the radio. Radyo dinliyorum.
-
study çalışmakI study hard for every test. Her sınava çok çalışırım.
-
tell söylemekHe tells me his name. Bana adını söylüyor.
-
meet buluşmakI will meet you tomorrow. Seninle yarın buluşacağım.
-
join katılmakShe will join our group. Grubumuza katılacak.
-
enjoy keyif almakWe enjoy the music. Müzikten keyif alıyoruz.
-
describe betimlemekThe boy described the animal. Çocuk hayvanı betimledi.
-
explain açıklamakShe will explain the problem. Sorunu o açıklayacak.
-
teach öğretmekI teach the new students. Yeni öğrencilere ders öğretiyorum.
-
introduce tanıştırmakI will introduce my friend. Arkadaşımı tanıştıracağım.
-
accept kabul etmekShe accepts the gift. Hediyeyi kabul ediyor.
-
refuse reddetmekThe child refuses the food. Çocuk yemeği reddediyor.
-
promise söz vermekI promise to help you. Sana yardım edeceğime söz veriyorum.
-
discuss tartışmakThey discuss the new plan. Yeni planı tartışıyorlar.
-
contact iletişime geçmekI will contact the doctor. Doktorla iletişime geçeceğim.
-
laugh gülmekThe children laugh loudly. Çocuklar yüksek sesle gülüyorlar.
-
shout bağırmakThe boy shouts for help. Çocuk yardım için bağırıyor.
-
whisper fısıldamakHe whispers in my ear. Kulağıma fısıldıyor.
-
wave el sallamakShe waves goodbye. Vedalaşmak için el sallıyor.
-
nod başını sallamakThe woman nods her head. Kadın başını sallıyor.
-
hug sarılmakThe mother hugs her child. Anne çocuğuna sarılıyor.
-
kiss öpmekThe mother kisses her child. Anne çocuğunu öpüyor.
-
point işaret etmekThe child points at the dog. Çocuk köpeği işaret ediyor.
-
blink göz kırpmakHe blinks his eyes quickly. Hızlıca göz kırpıyor.
-
frown kaşlarını çatmakThe father frowns at his son. Baba, oğluna kaşlarını çatıyor.
-
yawn esnemekThe tired man yawns. Yorgun adam esniyor.
-
sniff koklamakThe dog sniffs the food. Köpek yemeği kokluyor.
-
good iyiShe is a good person. O iyi bir insan.
-
bad kötüThat milk smells bad. O süt kötü kokuyor.
-
big büyükThe big dog can jump. Büyük köpek zıplayabilir.
-
small küçükThe baby has small hands. Bebeğin küçük elleri var.
-
wrong yanlışYour answer is wrong. Cevabın yanlış.
-
easy kolayThis math problem is easy. Bu matematik problemi kolay.
-
difficult zorThat test was difficult. O sınav zordu.
-
fast hızlıCars go very fast. Arabalar çok hızlı gider.
-
slow yavaşThe turtle is very slow. Kaplumbağa çok yavaş.
-
new yeniThis is a new car. Bu yeni bir araba.
-
true doğruIs this story true? Bu hikaye doğru mu?
-
false yanlışThe answer is false. Cevap yanlış.
-
I want to istiyorumI want to eat pizza. Pizza yemek istiyorum.
-
I need to gerekiyorI need to call her. Onu aramam gerekiyor.
-
I'm going to -eceğimI'm going to eat soon. Birazdan yemek yiyeceğim.
-
I'd like to isterimI'd like to play tennis. Tenis oynamak isterim.
-
I have to zorundayımI have to go now. Şimdi gitmek zorundayım.
-
May I ...? alabilir miyimMay I have water, please? Su alabilir miyim, lütfen?
-
Help me with bana yardım etPlease help me with this bag. Lütfen bu çantayla bana yardım et.
-
Show me how to bana nasıl ... gösterShow me how to do this. Bana bunu nasıl yapacağımı göster.
-
I can't ... right now. şu an ...-amamI can't help right now. Şu an yardım edemem.
-
I’m trying to -maya çalışıyorumI’m trying to sleep now. Şu an uyumaya çalışıyorum.
-
Is it possible to ...? ... mümkün mü?Is it possible to swim here? Burada yüzmek mümkün mü?
-
Where can I ...? Nerede ...-ebilirim?Where can I eat lunch? Öğle yemeği nerede yiyebilirim?
-
Monday PazartesiMonday is the first day. Pazartesi ilk gündür.
-
Tuesday SalıTuesday is always fun. Salı her zaman eğlencelidir.
-
Wednesday ÇarşambaShe goes home Wednesday. O çarşamba günü eve gider.
-
Thursday PerşembeHe comes on Thursday. Perşembe günü geliyor.
-
Friday CumaFriday is the best day. Cuma en iyi gündür.
-
Saturday CumartesiI leave on Saturday. Cumartesi günü ayrılıyorum.
-
Sunday PazarI will rest on Sunday. Pazar günü dinleneceğim.
-
weekday hafta içiShe works every weekday morning. Hafta içi her sabah çalışıyor.
-
weekend hafta sonuWho does not like the weekend? Hafta sonunu kim sevmez?
-
daily her günWe read the newspaper daily . Gazeteyi her gün okuruz.
-
weekly haftalıkI usually watch the news weekly. Haberleri genellikle haftalık izlerim.
-
monthly aylıkThey pay the monthly price. Aylık fiyatı ödüyorlar.
-
day günWe waited for one day. Bir gün bekledik.
-
night geceWe sleep at night. Biz geceleri uyuruz.
-
week haftaWe stayed for one week. Bir hafta kaldık.
-
month ayHe worked for one month. Bir ay boyunca çalıştı.
-
year yılWe waited for one year. Bir yıl bekledik.
-
time zamanWe need more time. Daha fazla zamana ihtiyacımız var.
-
moment anHe waited for a moment. Bir an bekledi.
-
future gelecekI think about the future. Geleceği düşünüyorum.
Kelime 201–300
-
o'clock saatI wake up at seven o'clock. Saat yedide uyanırım.
-
midnight gece yarısıWe will leave at midnight. Gece yarısı yola çıkacağız.
-
midday öğle vaktiThe sun is hot at midday. Öğle vakti güneş sıcaktır.
-
tonight bu geceThe guests will arrive tonight. Misafirler bu gece gelecekler.
-
help yardımHelp! I am in trouble. Yardım et! Başım dertte.
-
danger tehlikeWe are in danger! Tehlikedeyiz!
-
police polisCall the police! Polisi ara!
-
doctor doktorI need a doctor! Bir doktora ihtiyacım var!
-
ambulance ambulansCall an ambulance! Ambulans çağır!
-
firefighter itfaiyeciThe firefighters are heroes. İtfaiyeciler kahramandır.
-
accident kazaI had an accident. Kaza yaptım.
-
protect korumakThe police protect us. Polis bizi korur.
-
warn uyarmakI need to warn them! Onları uyarmam lazım!
-
alarm alarmThe alarm went off! Alarm çaldı!
-
fire yangınThere is a fire! Yangın var!
-
smoke dumanSmoke is coming out of the building! Binadan duman çıkıyor!
-
work as olarak çalışmakThey work as hospital nurses. Onlar hastane hemşireleri olarak çalışıyorlar.
-
buy satın almakYou can buy fruit here. Burada meyve satın alabilirsin.
-
pay ödemekYou must pay for this. Bunun için ödemelisin.
-
sell satmakThey sell fresh fruit here. Burada taze meyve satıyorlar.
-
put koymakHe puts the book on table. Kitabı masaya koyuyor.
-
sit oturmakEmma sits in that chair. Emma o sandalyede oturuyor.
-
stand durmakI stand by the door. Kapının yanında duruyorum.
-
swim yüzmekThey can swim fast. Onlar hızlı yüzebilirler.
-
drive araba sürmekYou need to drive carefully. Dikkatli araba sürmen gerekiyor.
-
plan planlamakThey plan to visit soon. Yakında ziyaret etmeyi planlıyorlar.
-
finish bitirmekHe can finish homework later. Ödevini daha sonra bitirebilir.
-
give vermekI give presents to friends. Arkadaşlara hediyeler veririm.
-
eleven on birI always get eleven pieces. Her zaman on bir parça alırım.
-
twelve on ikiThere are twelve eggs in a carton. Bir kartonda on iki yumurta var.
-
thirteen on üçThe number thirteen is unlucky. On üç sayısı uğursuzdur.
-
fourteen on dörtThe apartment has fourteen floors. Apartmanın on dört katı var.
-
fifteen on beşI open the book at page fifteen. Kitabı on beşinci sayfada açıyorum.
-
sixteen on altıThat is sixteen times more! Bu on altı kat daha fazla!
-
seventeen on yediWe have seventeen pencils. On yedi kalemimiz var.
-
eighteen on sekizIt is eighteen meters high. On sekiz metre yüksekliğinde.
-
nineteen on dokuzNineteen is my favourite number. On dokuz benim en sevdiğim sayı.
-
twenty yirmiShe needs twenty small apples. Onun yirmi küçük elmaya ihtiyacı var.
-
thirty otuzHe is thirty years old. O otuz yaşında.
-
hundred yüzHe counted to one hundred. Yüze kadar saydı.
-
forty kırkShe has forty pencils in total. Toplamda kırk kalemi var.
-
fifty elliHe has fifty dollars. Onun elli doları var.
-
sixty altmışJohn is sixty years old. John altmış yaşında.
-
seventy yetmişMy grandpa is seventy years old. Dedem yetmiş yaşında.
-
eighty seksenI have eighty grams of sugar. Seksen gram şekerim var.
-
ninety doksanHe has ninety books to read. Okuyacak doksan kitabı var.
-
thousand binA thousand is a big number. Bin büyük bir sayıdır.
-
million milyonThat car costs a million dollars. O araba bir milyon dolar.
-
half yarımHe ate half the pizza. Yarım pizzayı yedi.
-
quarter çeyrekThere is only a quarter of them left. Onların sadece çeyreği kaldı.
-
dozen düzineI buy a dozen eggs at the store. Marketten bir düzine yumurta alıyorum.
-
pair çiftThat pair of shoes is clean. O çift ayakkabı temiz.
-
first birinciHe won first place easily. Birinci sırayı kolayca kazandı.
-
second ikinciThis is my second time here. Bu benim buradaki ikinci seferim.
-
third üçüncüThey finished in third place. Üçüncü sırada bitirdiler.
-
fourth dördüncüI am fourth in line. Sırada dördüncüyüm.
-
fifth beşinciShe is in the fifth row. O, beşinci sırada.
-
sixth altıncıHe is the sixth person. O, altıncı kişi.
-
seventh yedinciThey live on the seventh floor. Yedinci katta oturuyorlar.
-
eighth sekizinciThis is the eighth apple. Bu sekizinci elma.
-
ninth dokuzuncuThe ninth day is a holiday. Dokuzuncu gün tatildir.
-
tenth onuncuShe is the tenth place. O, onuncu sırada.
-
eleventh on birinciThey celebrate their eleventh anniversary. On birinci yıl dönümlerini kutluyorlar.
-
twelfth on ikinciThat is the twelfth month. O, on ikinci ay.
-
always her zamanI always drink coffee in the morning. Sabahları her zaman kahve içerim.
-
usually genellikleHe usually eats lunch at noon. O genellikle öğle yemeğini öğlen yer.
-
often sık sıkPeople often eat pizza here. İnsanlar burada sık sık pizza yer.
-
sometimes bazenShe sometimes goes to the library. Bazen kütüphaneye gider.
-
rarely nadirenI rarely eat fast food. Nadiren fast food yerim.
-
never aslaThey never go to that store. O mağazaya asla gitmezler.
-
every day her günWe eat chocolate every day. Her gün çikolata yeriz.
-
every week her haftaShe swims every week. O her hafta yüzer.
-
on weekends hafta sonlarıI relax on weekends at home. Hafta sonları evde dinlenirim.
-
in the morning sabahPeople eat breakfast in the morning. İnsanlar sabah kahvaltı yapar.
-
at night geceThey sleep at night in their beds. Onlar gece yataklarında uyurlar.
-
after work işten sonraHe relaxes after work every day. Her gün işten sonra dinlenir.
-
once a haftada birI go once a week. Haftada bir giderim.
-
twice a haftada iki kezMy dad visits twice a week. Babam haftada iki kez ziyaret eder.
-
every other iki haftada birThey visit every other week. İki haftada bir ziyaret ediyorlar.
-
at least en azHe eats at least one apple daily. O her gün en az bir elma yer.
-
at most en fazlaI will buy two at most. En fazla iki tane alacağım.
-
more than den fazlaThis is more than enough food. Bu, yeterinden fazla yemek.
-
less than den daha azYou got less than last time. Geçen seferden daha az aldın.
-
a little birazHe needs a little help. Biraz yardıma ihtiyacı var.
-
a bit birazShe ate a bit of cake. Biraz kek yedi.
-
a lot çokI study a lot. Çok çalışıyorum.
-
too much çok fazlaThey ate too much cake. Çok fazla kek yediler.
-
not enough yeterli değilThis amount is not enough. Bu miktar yeterli değil.
-
ago önceI arrived two days ago. İki gün önce geldim.
-
soon yakındaMy friend will arrive soon. Arkadaşım yakında gelecek.
-
still hâlâI am still hungry. Hâlâ açım.
-
ever hiçHave you ever seen the ocean? Hiç okyanus gördün mü?
-
yet henüzMy friend has not arrived yet. Arkadaşım henüz gelmedi.
-
immediately hemenI need help immediately. Hemen yardıma ihtiyacım var.
-
maybe belkiMaybe she will come later. Belki o daha sonra gelir.
-
sometime bir araWe will meet sometime. Bir ara buluşuruz.
-
anytime her zamanYou can visit us anytime. Bizi her zaman ziyaret edebilirsiniz.
-
before önceWe left before the storm. Fırtınadan önce ayrıldık.
-
after sonraWe will leave after the meal. Yemekten sonra ayrılacağız.
-
nowadays bugünlerdePeople travel more nowadays. İnsanlar bugünlerde daha fazla seyahat ediyor.
Kelime 301–400
-
January OcakJanuary is the first month. Ocak birinci aydır.
-
February ŞubatFebruary is usually a short month. Şubat genellikle kısa bir aydır.
-
March MartI usually visit them in March. Onları genellikle Mart'ta ziyaret ederim.
-
April NisanThe basketball game is in April. Basketbol maçı nisanda.
-
May MayısMy final exam is in May. Final sınavım mayısta.
-
June HaziranI will know the answer by June. Haziran'a kadar cevabı öğreneceğim.
-
July TemmuzJuly is usually a very warm month. Temmuz genellikle çok sıcak bir aydır.
-
August AğustosCan we meet again in August? Ağustos'ta tekrar görüşebilir miyiz?
-
September EylülMy vacation is in September. Tatilim eylülde.
-
October EkimIs your birthday in October? Doğum günün ekimde mi?
-
November KasımWhy does it rain in November? Neden kasımda yağmur yağar?
-
December AralıkDecember is the last month. Aralık son aydır.
-
over üzerindenThe cat jumps over the box. Kedi kutunun üzerinden atlıyor.
-
under altındaThey live under a big tree. Onlar büyük bir ağacın altında yaşıyorlar.
-
through içindenHe walks through the door. Kapının içinden yürüyerek geçiyor.
-
along boyuncaWe walk along the beach. Sahil boyunca yürüyoruz.
-
around etrafındaPeople walk around the park. İnsanlar parkın etrafında yürüyor.
-
across karşıyaI go across the street. Caddeden karşıya geçiyorum.
-
into içineHe walks slowly into the room. O yavaşça odanın içine yürüyor.
-
out of dışarıThe kid runs out of the school. Çocuk okuldan dışarı koşuyor.
-
up yukarıShe looks up at the clouds. Bulutlara doğru yukarı bakıyor.
-
down aşağıThe dog put the ball down. Köpek topu aşağıya koydu.
-
upstairs üst katI go upstairs to bed. Uyumak için üst kata çıkıyorum.
-
downstairs alt kattaI hear noises downstairs. Alt katta sesler duyuyorum.
-
bring getirmekThey bring food to the party. Partiye yemek getiriyorlar.
-
take almakYou always take my pen. Sen her zaman kalemimi alıyorsun.
-
carry taşımakHe can carry the box. O kutuyu taşıyabilir.
-
pick up teslim almakCan you pick up the package? Paketi teslim alabilir misin?
-
drop düşürmekIf I drop the phone, it will break. Telefonu düşürürsem kırılır.
-
pass uzatmakCan you pass me the salt? Tuzu bana uzatabilir misin?
-
put down yere koymakWe put down our backpacks. Sırt çantalarımızı yere koyduk.
-
put away kaldırmakI put away my toys. Oyuncaklarımı kaldırdım.
-
take out dışarı çıkarmakShe will take out the trash. Çöpü dışarı çıkaracak.
-
hang up asmakThey hang up their coats. Onlar paltolarını asarlar.
-
turn on açmakYou turn on the light. Işığı açıyorsun.
-
turn off kapatmakCan someone turn off the radio? Biri radyoyu kapatabilir mi?
-
jump atlamakThe cat jumps over the wall. Kedi duvarın üzerinden atlıyor.
-
throw atmakThe boy throws the stone. Çocuk taşı atıyor.
-
catch yakalamakHe catches the ball. Topu yakalıyor.
-
ride binmekThe boy rides a horse. Çocuk ata biniyor.
-
fly uçmakThe birds fly in the sky. Kuşlar gökyüzünde uçar.
-
crawl emeklemekThe baby crawls on the floor. Bebek yerde emekliyor.
-
skip atlamakShe skipped the first page. İlk sayfayı atladı.
-
kick tekmelerThe child kicks the ball. Çocuk topu tekmeliyor.
-
bounce zıplamakThe ball bounces on the ground. Top yerde zıplıyor.
-
climb tırmanmakThe cat climbs the tree. Kedi ağaca tırmanıyor.
-
dive dalmakThe boy dives into the water. Çocuk suya dalıyor.
-
slide kaymakThe box slides on the floor. Kutu yerde kayıyor.
-
pinch çimdiklemekHe pinched my arm. Kolumu çimdikledi.
-
squeeze sıkmakShe squeezes my hand. Elimi sıkıyor.
-
poke dürtmekThe child poked my arm. Çocuk kolumu dürttü.
-
stroke sevmekThe boy strokes the dog. Çocuk köpeği seviyor.
-
rub ovmakI rub my tired eyes. Yorgun gözlerimi ovuyorum.
-
twist bükmekThe man twists the rope. Adam ipi büküyor.
-
shake sallamakThe baby shakes the toy. Bebek oyuncağı sallıyor.
-
fold katlamakI fold the paper. Kağıdı katlıyorum.
-
press basmakShe presses the red button. Kırmızı düğmeye basıyor.
-
attach bağlamakHe will attach the rope. İpi bağlayacak.
-
pull çekmekThe man pulls the heavy rope. Adam ağır ipi çekiyor.
-
pack hazırlamakI pack my bag. Çantamı hazırlıyorum.
-
Where is the ...? neredeWhere is the hotel? Otel nerede?
-
Is there a ... nearby? Yakınlarda bir ... var mı?Is there a bank nearby? Yakınlarda bir banka var mı?
-
How do I get to ...? nasıl giderimHow do I get to school? Okula nasıl giderim?
-
Which bus goes to ...? ...'ya hangi otobüs gider?Which bus goes to town? Merkeze hangi otobüs gider?
-
Which line goes to ...? Hangi hat ...'ya gider?Which line goes to the museum? Hangi hat müzeye gider?
-
How long does it take? Ne kadar sürer?I wonder how long does it take. Ne kadar sürer merak ediyorum.
-
How far is it? Ne kadar uzak?How far is it? Ne kadar uzak?
-
Can you show me on the map? Haritada gösterebilir misin?Can you show me on the map? Haritada gösterebilir misin?
-
I'm looking for aramakThey are looking for a restroom. Onlar bir tuvalet arıyorlar.
-
The nearest En yakınThe nearest store is down there. En yakın mağaza aşağıda.
-
Does this go to ...? Bu ...-e gider mi?Does this go to the restaurant? Bu restorana gider mi?
-
Which stop for ...? ... için hangi durak?Which stop for downtown? Şehir merkezi için hangi durak?
-
station istasyonThey wait at the train station. Tren istasyonunda bekliyorlar.
-
bus stop otobüs durağıThe bus stop is nearby. Otobüs durağı yakında.
-
subway station metro istasyonuThis subway station is very crowded. Bu metro istasyonu çok kalabalık.
-
hotel otelYou can book a hotel online. İnternetten bir otel ayırtabilirsin.
-
pharmacy eczaneMark works at the pharmacy. Mark eczanede çalışıyor.
-
bank bankaHe goes to the bank. Bankaya gidiyor.
-
restroom tuvaletThis is a clean restroom. Bu temiz bir tuvalet.
-
supermarket süpermarketWe buy food at the supermarket. Süpermarketten yiyecek alırız.
-
restaurant restoranThey like that restaurant a lot. O restoranı çok seviyorlar.
-
café kafeJane works at the café. Jane kafede çalışıyor.
-
park parkShe likes the green park. Yeşil parkı seviyor.
-
hospital hastaneA hospital helps sick people. Hastane hasta insanlara yardım eder.
-
airport havalimanıWe arrived at the airport. Havalimanına vardık.
-
stadium stadyumWe went to the stadium. Stadyuma gittik.
-
factory fabrikaThis factory makes clothes. Bu fabrika kıyafet üretiyor.
-
university üniversiteShe studies at the university. O, üniversitede okuyor.
-
college üniversiteShe studies at the college. O, üniversitede okuyor.
-
club kulüpWe joined the sports club. Spor kulübüne katıldık.
-
prison hapishaneThe criminal escaped from prison. Suçlu hapishaneden kaçtı.
-
tower kuleI see the tall tower. Yüksek kuleyi görüyorum.
-
mall alışveriş merkeziI bought shoes at the mall. Ayakkabıları alışveriş merkezinden aldım.
-
town hall belediye binasıWe met at the town hall. Belediye binasında buluştuk.
-
police station karakolI see the police station. Karakolu görüyorum.
-
fire station itfaiye istasyonuI live near the fire station. İtfaiye istasyonunun yakınında yaşıyorum.
-
Turn left. Sola dönTurn left here. Burada sola dön.
-
Turn right. sağa dönTurn right at the intersection. Kavşakta sağa dön.
-
Go straight ahead. Dümdüz gitGo straight ahead to school. Okula dümdüz git.
-
It's near. yakınIt's near. Yakın.
Kelime 401–500
-
It's far. Uzak.It's far. Uzak.
-
Across the street. caddenin karşısındaHe lives across the street. O, caddenin karşısında oturuyor.
-
At the corner. KöşedeShe is waiting at the corner. Köşede bekliyor.
-
At the traffic light. Trafik ışığındaWe stopped at the traffic light. Trafik ışığında durduk.
-
At the intersection. KavşaktaThe bar is at the intersection. Bar kavşakta.
-
Crosswalk. yaya geçidiThat crosswalk is very safe. O yaya geçidi çok güvenli.
-
One block away. Bir blok ötedeThe museum is one block away. Müze bir blok ötede.
-
Follow the signs. Tabelaları takip etFollow the signs to safety. Güvenliğe ulaşmak için tabelaları takip et.
-
suitcase valizDid you pack your suitcase already? Valizini çoktan hazırladın mı?
-
magnet mıknatısThe small magnet is a present. Küçük mıknatıs bir hediye.
-
hairbrush saç fırçasıShe can’t find her hairbrush. Saç fırçasını bulamıyor.
-
pillow yastıkThis pillow is soft and warm. Bu yastık yumuşak ve sıcak.
-
blanket battaniyeTake a blanket if you are cold. Üşüyorsan bir battaniye al.
-
mattress yatakOur new mattress is really comfortable. Yeni yatağımız gerçekten çok rahat.
-
curtain perdePlease open the curtain, it's dark. Lütfen perdeyi aç, karanlık.
-
blinds jaluziI usually close the blinds at night. Genellikle geceleri jaluzileri kapatırım.
-
carpet halıThere is dust under the carpet. Halının altında toz var.
-
vase vazoThis vase looks expensive. Bu vazo pahalı görünüyor.
-
broom süpürgeDoes this apartment have a broom? Bu dairede süpürge var mı?
-
toilet paper tuvalet kağıdıOh no, the toilet paper’s gone! Eyvah, tuvalet kağıdı bitmiş!
-
wool yünThe sheep has thick wool. Koyunun kalın bir yünü var.
-
metal metalWe need wood and metal. Odun ve metale ihtiyacımız var.
-
plastic plastikShe washes the plastic bowl. Plastik kaseyi yıkıyor.
-
leather deriI bought a new leather bag. Yeni bir deri çanta aldım.
-
cotton pamukThe farmer grows cotton. Çiftçi pamuk yetiştiriyor.
-
silk ipekThis silk is very soft. Bu ipek çok yumuşak.
-
rubber kauçukThe ball is made of rubber. Top kauçuktan yapılmıştır.
-
denim kotHe bought thick denim fabric. Kalın bir kot kumaş satın aldı.
-
ceramic seramikShe washed the ceramic bowl. Seramik kaseyi yıkadı.
-
marble mermerThey cut the white marble. Beyaz mermeri kestiler.
-
brick tuğlaHe holds a red brick. Elinde kırmızı bir tuğla tutuyor.
-
steel çelikThey make the tools from steel. Aletleri çelikten yapıyorlar.
-
behind arkasındaIt is behind that building. O, şu binanın arkasında.
-
in front of önündeShe is in front of me. O benim önümde.
-
between arasındaThe park is between two houses. Park iki evin arasında.
-
next to yanındaThat store is next to my house. O mağaza evimin yanında.
-
opposite tersWe go the opposite direction. Ters yöne gidiyoruz.
-
across from karşısındaWe live across from the store. Mağazanın karşısında yaşıyoruz.
-
around the corner hemen köşedeShe lives around the corner now. O şimdi hemen köşede yaşıyor.
-
towards -e doğruThe kids walk towards the big tree. Çocuklar büyük ağaca doğru yürüyorlar.
-
past yanındanYou need to go past the bridge. Köprünün yanından geçmen gerekiyor.
-
at the end of the street sokağın sonundaI live at the end of the street. Sokağın sonunda yaşıyorum.
-
on the left soldaShe parks on the left side. Solda park ediyor.
-
on the right sağdaThey are on the right. Onlar sağda.
-
above üzerindeThe sun is above the mountain. Güneş dağın üzerindedir.
-
below aşağısındaThe village is below the mountain. Köy dağın aşağısında.
-
on top en üstteThe box is on top. Kutu en üstte.
-
near yakınındaI live near the river. Nehrin yakınında yaşıyorum.
-
in the middle ortasındaHe stands in the middle. Tam ortasında duruyor.
-
inside içindeThe dog is inside the house. Köpek evin içinde.
-
place yerWe found a safe place. Güvenli bir yer bulduk.
-
store mağazaWe buy food at the store. Yiyeceklerimizi mağazadan alıyoruz.
-
house evThe family lives in that house. Aile o evde yaşıyor.
-
bus station otogarI wait at the bus station. Otogarda bekliyorum.
-
city center şehir merkeziI live near the city center. Şehir merkezine yakın bir yerde yaşıyorum.
-
shopping mall alışveriş merkeziThe shopping mall is very big. Alışveriş merkezi çok büyük.
-
fountain çeşmeThat fountain has very clear water. O çeşmenin suyu çok berrak.
-
roundabout döner kavşakThis roundabout helps the traffic. Bu döner kavşak trafiği rahatlatıyor.
-
crossroads kavşakWe stopped at the crossroads. Kavşakta durduk.
-
bridge köprüPeople walk across the bridge. İnsanlar köprüden yürür.
-
tunnel tünelThe car drives through a tunnel. Araba bir tünelden geçiyor.
-
stop sign dur tabelasıYou need to respect the stop sign. Dur tabelasına uyman gerekiyor.
-
overpass üst geçitThey built an overpass near home. Evin yakınına bir üst geçit yaptılar.
-
underpass alt geçitWe will walk through the underpass. Alt geçitten yürüyeceğiz.
-
landmark simgesel yapıThe landmark is near the river. Simgesel yapı nehrin yakınındadır.
-
traffic sign trafik işaretiThis traffic sign means stop. Bu trafik işareti dur anlamına geliyor.
-
statue heykelHe saw the beautiful statue. Güzel heykeli gördü.
-
monument anıtThey visited the tall monument. Onlar yüksek anıtı ziyaret ettiler.
-
north kuzeyThe north of this city is interesting. Bu şehrin kuzeyi ilginç.
-
south güneyThe wind comes from the south. Rüzgâr güneyden geliyor.
-
east doğuThe wind comes from the east. Rüzgâr doğudan geliyor.
-
west batıThe sun sets in the west. Güneş batıda batar.
-
northeast kuzeydoğuBen lives in the northeast area. Ben kuzeydoğu bölgesinde yaşıyor.
-
northwest kuzeybatıThat state is in the northwest. O eyalet kuzeybatıda.
-
southeast güneydoğuHe lives in the southeast region. O, güneydoğu bölgesinde yaşıyor.
-
southwest güneybatıThey drove to the southwest. Güneybatıya doğru sürdüler.
-
U-turn U dönüşüThis is a U-turn. Bu bir U dönüşü.
-
dead end çıkmaz sokakThat street is a dead end. O sokak bir çıkmaz sokak.
-
escalator yürüyen merdivenThe escalator takes you to the top floor. Yürüyen merdiven seni en üst kata çıkarır.
-
ramp rampaWheelchairs require ramps. Tekerlekli sandalyeler rampa gerektirir.
-
weather havaThis is nice weather today. Bugün hava güzel.
-
sunny güneşliHe likes a sunny day. Güneşli bir günü sever.
-
cloudy bulutluThey expect a cloudy afternoon. Bulutlu bir öğleden sonra bekliyorlar.
-
rainy yağmurluA rainy day can be cozy. Yağmurlu bir gün huzurlu olabilir.
-
windy rüzgarlıIt is windy outside. Dışarısı rüzgarlı.
-
hot sıcakThis tea is very hot. Bu çay çok sıcak.
-
cold soğukThe cold wind blows in winter. Kışın soğuk rüzgar eser.
-
warm ılıkIt was warm at the beach today. Bugün plaj ılıktı.
-
spring ilkbaharThe flowers love the spring. Çiçekler ilkbaharı sever.
-
summer yazSummer is a very hot season. Yaz çok sıcak bir mevsimdir.
-
autumn sonbaharAutumn is my favorite season. Sonbahar en sevdiğim mevsimdir.
-
winter kışWinter can be very cold here. Kış burada çok soğuk olabilir.
-
sun güneşThe sun shines in the sky. Güneş gökyüzünde parlıyor.
-
Moon ayI see the bright moon. Parlak ayı görüyorum.
-
star yıldızI see a bright star. Parlak bir yıldız görüyorum.
-
sky gökyüzüBirds fly in the sky. Kuşlar gökyüzünde uçar.
-
cloud bulutA dark cloud hides the sun. Karanlık bir bulut güneşi gizliyor.
-
rain yağmurThe rain falls from the sky. Yağmur gökyüzünden yağıyor.
-
wind rüzgarWe feel the cold wind. Soğuk rüzgarı hissediyoruz.
-
storm fırtınaThe strong storm broke the trees. Şiddetli fırtına ağaçları devirdi.
Kişisel ve sınıf içi kullanım için ücretsiz.
Daha fazla İngilizce
Konulara göre İngilizce kelimeler
- Sayılar1–100
- Sıra sayıları12
- Haftanın günleri12
- Aylar12
- Renkler19
- Aile bireyleri36
- Vücut bölümleri24
- Yiyecekler44
- Hayvanlar36
- Kıyafetler41
- Takılar ve aksesuarlar12
- Mevsimler ve hava durumu24
- Selamlaşma12
- Meyveler16
- Sebzeler12
- Mutfak eşyaları36
- Restoran ve sipariş48
- Para ve alışveriş25
- Evin bölümleri48
- Meslekler36
- Duygular36
- Okul eşyaları48
- Ulaşım araçları48
- Yön tarifi48
- Edatlar18
- Şehirdeki yerler48
- Sağlık ve hastalıklar36
- Sporlar60
- Hobiler36
- Doğa ve bitkiler36
- Gezegenler ve uzay24
- Bayramlar ve kutlamalar12
- Şekiller12
- Kibar ifadeler24
- Sohbet ifadeleri36
Kelime listeleri
Alfabe